Zeytin Ağacı’na alternatif son..

 
Doğal olarak bunda 2014-2015 yıllarında ömrümde ilk kere katıldığım şamanik aile dizimi açılımını yaşamış, o günden sonrasında da bu deneyimden kopamamış biri oluşumun katkısı büyük. Bundan dolayı senelerdir benim bu deneyime olan yakınlığımı bilen, şahit olanlar “Duygu, Zeytin Ağacı dizisini izledin mi?” diyerek beni bir dolu bildiri ile bu dizinin başına oturtunca geriye dizinin bende çağrıştırdıklarını yazmak kaldı.
 Kalıplaşmış bir yapıyı kırıp parçalamak. “Burası sınırdır, burayı geçemezsin !” diyenlerin koyduğu sınırın ötesine geçmek. Özgürleşmek, yalnızca kendine ilişik olanları taşımayı seçmek ve bugün geldiğin yerin gizli saklı anlamını öğrenmeyi istemek. 
Dışardan iyi mi görünmesini istiyorsak öyleki göstermektense olanı olduğu benzer biçimde aktarmanın peşine düşmek. 
Göze batmamak, çıkıntı olmamak, dikkati çekmemek için yaşadığımız duyguları gizli saklı yaşamak yada yaşamaktan kaçmak yerine açık olmak. 
Ne kolay olsa gerek mi fakat bu duyguları yaşamak.. Resmen ıslak bir zeminde son hız koşmak benzer biçimde kimi zaman bu hayatta insan olmak.. 
Hızlandığın an yere düşme ihtimalin artıyor eğer hala onca yolculuğun sonunda kendinle tutarlı, yakın ve olgun bir ilişki içine girememişsen.
Eleştirdiğin her şey, perdenin diğer tarafında hanene bir eksi puan daha yazıyor ve bilincinde olmuyorsun eleştirirken “Ben burayı anlamadım bana da aynı şekilde yaşat ki iyi öğreneyim.” dediğinin.
Ne garip değil mi? 
İç yüzünü bir tek bizim bildiğimiz vakalar kadar gerçeğiz aslen bu hayatta ve hikayemiz, kendimize itiraf edebildiklerimiz kadar kuvvetli bir yer tutacak bizlerden sonrasında da bu dünyada.
En oldukça eleştirenlerin en oldukça eleştirilenler bulunduğunu unutmadığımız sürece doğruda kalacağız ve karşılıksız verebildiğimiz kadar kazanacağız bu yolculukta.
Sevgiyi, itimatı, olanı olduğu benzer biçimde kabul etmeyi, ben seni her halinle severimleri, benim yanımda her hatayı özgürce yapabilirsinleri kabul ettiğimiz kadar sonsuz ve sınırsız yaşayacağız bu yaşamı.

 Ve bunların hepsi derin sorun.
Fakat artık yaşamın ivmesini, zaman içinde bizi dönüştürdüğü kimseyi, merakların bizi ne denli yolculuklara çıkarabilmiş bulunduğunu görmek zorundayız.Buna olağanüstü ihtiyacımız var şu sebeple aslen başımıza ne geldiyse bu yüzden geldi, ertelemekten geldi. Her şeyi erteledik, şimdi değil sonrasında dedik ve şimdi de ertelenen olma sırası bizlere geldi. Gardiyanı da mahkumu da kendimiz olan sıkışık, karanlık bir hücrenin yaratıcısının da ceza veren yargıcının da biz bulunduğunu unuttuk gitti. Dönemin geçmekte, hayatımızın bitmekte olduğundan ise bihaberiz şimdi. 
 Bundan dolayı inandığımız ve düşündüğümüz şeyler ile yaşadığımız şeyler birbirini tutsun isterken oldukça zaman kaybettik hayatta. Hala da ediyoruz. Kalp ile zihin içinde kaldıkça, içi, dışı birbirine uydurmaya çalıştıkça daha oldukça kalp kırdığımızı fark ediyoruz. En başta da kendi kalbimizi. Bundan dolayı yavaş ve kolaylıkla yapmamız ihtiyaç duyulan bir çok şeyi büyük bir ürkü ve zorlama ile yapıyoruz. Sonrasında da “ben iyi mi bu hale geldim?” diyoruz. 
Daha, daha, daha, daha fazlasını istedik şu sebeple. Dahasına ihtiyacımız olmadığını göremedik. Aslolan görmemiz gerekeni göremediğimizi kabul edemedik. Hatası farkettikten sonrasında yanlışa yanlış diyemedik, hiçbir vakit diyemeyecek olmaktan dolayı korktuk ve bir adım geri çekildik. 
Kim benzer biçimde? Tüm hatalar ile yaşayabilme başarısı gösterebilenler benzer biçimde, onu düzeltmek için çaba sarfetmemeye alışanlar benzer biçimde.
O yüzden ağır geliyor bugün yüzleşmemiz ihtiyaç duyulan tüm hikayeler. O yüzden hiddet doluyuz o acı veren aşığa, o yanlış icra eden akrabaya, o arkadan vuran arkadaşa.. Hep vaktinde yüzleşme cesareti gösterememekten geldi bunlar başımıza..
Gene de değiştirebiliriz. Gene de kendimizi artık bizlere hizmet etmeyen o döngülerden kurtarabiliriz. Fakat bunun için ilkin değişime inanmak lazım. Değişimin başlamış bulunduğunu görmek, olmakta olan şeyleri iyi okumak lazım ve bu dizinin bizlere iyi mi bir şifa dalgası getirmekte bulunduğunu idrak etmek lazım.
Şimdi gelelim dizinin 8’nci ve son bölümünü izledikten sonrasında bende kendi sonunun haricinde iyi mi tamamlanmış olduğuna. Benim alternatif sonumda Ada ile Toprak kavuştular örnek olarak. Toprak’ın kızı koşarak geldi Toprak’la Ada’nın yanına ve Toprak’ın kızının yanında o sırada bir tek anası değil, annesinin adam arkadaşı da vardı. Ada ise Toprak’tan hamileydi ve aile geçmişinde yaşanamamış, yarım kalmış tüm aşklar adına Ada artık gerçek aşkı ile beraberdi.
Sevgi’yi ise benim alternatif sonum, tekrardan kanser yatağına düşürmedi. Ona Ayvalık’la, Fiko’nun aşkıyla gelen şifa bu şekilde kolay elden gitmedi şu sebeple anası tüm bu olanların peşinden sır benzer biçimde saklamış olduğu Sevgi’nin babası ile alakalı gerçeği kızının en mutlu gününde kızına bir mektup ile anlatmak yerine, dizide öyküsünü seyrettiğimiz tüm karakterler benzer biçimde Süre Bey’in güvenli alanında anlatmayı seçti. Sevgi de bu sayede bu acıyı tek başına yaşamadı şu sebeple ona bu anda destek olabilecek hepimiz yanı başındaydı. 
Benim Leyla için olan alternatif sonum ise bizi bir akşam vakti Ayvalık’ın en güzel sahil kıyısında ince upuzun bir masada buluşturdu. Bu masada dizi süresince gördüğümüz neredeyse hepimiz yan yana oturuyor, kahkaha atıyor ve onlara nesiller önesindeki atalarından ulaşan yaşam için kadeh kaldırıyordu. Masada Girit mezeleri vardı ve Eleni’nin Meyhanesi’ndeydik.
Müzik, renkler, ışıklar, her şey oldukça güzeldi fakat birden bu kalabalık masadaki ses kesiliyordu şu sebeple Leyla birilerinin meyhaneye doğru geldiğini görerek masadan kalkıyordu. Gelenin anne ve babası bulunduğunu görünce de mutlu oluyorduk. Bundan dolayı kendi aşkının peşinden giderken, kocası ile evlenirken kendisine destek vermemiş, dışlamış, yalnız bırakmışlardı sadece şimdi artık kızlarına tekrardan kavuşma zamanıydı. Torunlarını görecek, onu ondan uzak kaldıkları tüm seneler adına daha oldukça sevecek ve kızları Leyla’yı artık uzaktan değil yakından sarılarak, dokunarak tekrardan aileye dahil edeceklerdi. Bundan dolayı o Eleni’yi, kendi Girit’li atasını unutmamıştı, onu onurlandırmış, hayatına almış ve ona yaşamında yer verip, yaşatmaya başlamıştı. Şimdi artık masada olması ihtiyaç duyulan hepimiz vardı ve geçmiş tekrardan hizalanmıştı.
 Tüm bu olanlardan derhal ilkin Ada’nın Süre Bey’in tıp Fakültesi diplomasını ve de kendisinin daha genç yaştayken, oğlu ile çekilmiş bir karesini görmüş olduğu, Süre Bey ile Ada’nın Süre Bey’in odasında karşılaşmış olduğu son sahne ise benim alternatif sonumda şöyleydi; Süre Bey aslen oğlunu uzun senelerdir görmüyor değildi. Aksine bu karşı karşıya gelme yardımıyla öğreniyorduk ki Süre Bey’in oğlu bir zamanlar kanser ya da tedavisi tıbben olanaksız denilen bir hastalıkla savaşım etmiş, kendisinin eli kolu bağlanmış ve bu zamanda Süre Bey oğlunu kurtarmak için bir oldukça değişik öğretinin peşine düşmüştü.
Bir oldukça yolculuğun peşinden da aynı “Lorenzo’nun Yağı” filmindeki benzer biçimde, hemen hemen tıbben kanıtlanmamış teknikleri kullanarak oğlunu kurtarabilmişti. Bundan dolayı, Süre Bey aslen kendini tabip olarak sınırlandırmak yerine, şifanın bir insana eğer değişik yollardan gelecekse bu yola kendini kapatmayan yaklaşımı benimseyen bir kimseydi. O nedenle Ada, bu mukaddes görevi, insanlık için kendi teknik donanımını bu öğreti ile birleştirip daha oldukça hastaya destek olabileceğini, şifa dağıtabileceğini söylediğinde Süre Bey senaryodaki benzer biçimde Ada’yı yanıtsız bırakmak yerine, ona bu öğretiyi öğretmeyi seçecekti. Böylece de Süre Bey’in bir zaman evvel aynı yoldan geçmiş bulunduğunu bilerek, Ada da kendi sınırlarının ötesine geçecek ve de daha çok insana şifa dağıtabilecekti.
 Uzun lafın kısası, bu dizi yardımıyla bizlere şu an oldukça mühim bir şey hatırlatılıyor. Bizi sıkıştıran döngülerden çıkabilelim, tekrardan hayatlarımızın iplerini elimize alabilelim diye yollar gösteriliyor. Bir yerden adım atmak, bu alanı birazcık olsun idrak etmek isteyenlere bu alandaki en öğretici kitaplardan birinin (Seninle Başlamadı / Mark Wolynn) adı veriliyor.
Anlamış olanlar anladıkları şeyleri en anlaşılır şekilde anlatmaya çalışıyor ki artık birlikte ayağa kalkalım. Yaşamı anlamlı kılacak yer burası şu sebeple. İnsanı, kendi içindeki güce bağlayacak, ona bu ısrar olmasa yapmayacağı şeyler yaptıracak yer tam olarak burada saklanıyor. Bu bir uyanıştır, bilginin paylaşılarak insanı ayağa kaldırışıdır, o nedenle duyun bu çağrıyı ve bu kere kaçırmayın, çözün çözmeniz gerekenleri. Ertelemeden, görün çıkış yolunu ve peşinden gidin bu ışığın. Kendinizin hep olmak istediğiniz, bu dünyaya olmaya geldiğiniz aslolan haliniz orada, bu yolun sonunda sizi bekliyor şu sebeple ve tüm bu tarz şeyleri da icra eden, size gösteren şahıs o, yolu sizin için o açıyor bunu unutmamanız ümidiyle. 

Son Dakika Haberler